Anılar · 2001

2001 Bize Göre Kriz

İki bin yılının son aylarıydı. Heyecanla, yoğun tempoda işlerimizi sürdürüyor, görünüşe göre tatmin edici kârlar elde ediyorduk. Bir iki küçük işimiz bitti, devam eden işimiz de sonuna yaklaşmıştı. Ödemelerin ertelenmesi, sıkça karşılaştığımız, Türkiye iş sektörünün başlıca işleyiş biçimlerinden biriydi; elbette buna aşinaydık.

İş yaptığımız şantiyenin elektrik şefinin kızı banka personeliydi. Çalışanlardan biri rica etmiş, elektrik şefi de kızına yönlendirmiş ve repoya iyi bir rakam yatırmışlar. Gecelik getirinin ikiye, üçe katlandığı dönemden bahsediyorum. Bir iki haftalık döngüde para, daire alacak rakamlara ulaşmış. Hedef daire olunca parayı çekiyor, daireyi alıyor.

Üzerinden çok geçmeden şantiye işleri durduruldu.

Spekülatif haberler dilden dile dolaşıyordu.

İş karşılığı verilen çeklere bankalar ödeme yapmıyor, günü geçmiş, elimizde kalmış çeklerin miktarı artıyordu. İşverenlerin bazılarına ulaşmanın mümkünatı kalmamıştı. Şehir dışından çağırdığımız çalışanları göndermek, en azından yol ücretlerini ödemek büyük bir yük oldu. Evde oturmanın, çıkıp dolaşmanın ağırlığıyla, sohbet etmenin eziyet olduğu bir süreci yönetmeye çalışıyordum.

Günler, haftalar derken ay dolmuş, aylara doğru ilerleyen bir sürece evrilmişti. Günün güneşli olması kısmen cesaret verdi. Belirsiz bir yöne yürüyüş yapmaya karar verdim. Evden birkaç kilometre uzaklaşmıştım henüz. Korna sesiyle beraber yanıma bir araç park etti. Ben hiç üzerime alınmadan göz ucuyla baktığımda sürücünün tanıdık olduğunu, benim için durduğunu anladım. Nereye gidiyorsam bırakabileceğini söyledi. Bir hedefle yürümediğimi, maksadımın hava almak, havamı dağıtmak olduğunu söyledim. Kendisine eşlik etmemi rica etti.

İki gün sonra, içinde bulunan bin, belki de iki bin çeşit ürünün en fazla üçte birinin adını bildiğim, hiçbirinin fiyatını bilmediğim bir kırtasiye işletiyordum.

Sabahın erken saatlerinde, yoğunluk anında, elli civarı öğrencinin birbirinden farklı isteklerine aynı anda, on-on beş dakika içinde cevap vermem gerekiyordu.

Sadece ürünleri tanımıyor olmak değildi sorun. O ürünün dükkânda bulunup bulunmadığını bilmemekti. Sipariş etmek için ürün mevcudunun sıfırlanmış olması şartı, bir iki ay boyunca bazı karışıklıklar oluşmasına sebep oldu. Öğrenci istekleri yol haritasını belirliyor, benim için önemsiz, gereksiz birçok ürün yoğun şekilde talep görüyordu.

Sömestir sonrası ilk ders günü başladığım kırtasiye, bir buçuk yıl kadar bana terapi, toparlanma, güçlenme şansı verdi. Çevremizde bir lise, dört ilköğretim okulu vardı. Satışlarımızın üçte ikisini lise öğrencilerine yapıyorduk.

Yazılı sorularını sattığım söylentileri okul içinde yayıldı. Gerçek, önceki yıllarda sorulmuş soruları dosyalar hâlinde tutuyor, isteyenlere fotokopilerini satıyordum.

Giriş kapısının cam olan kısmını, öğrencilerin de katkısıyla, yazılar, özlü sözler, ilginç haberler ve hikâyelerle doldurduk. Patronun öğretmen olması, hafta sonlarında misafirimizin çok olmasını sağlıyordu. Uzun uzun anlatılacak anılar zamanla birikti. Benim arkadaşlarım da geliyor, sohbet ediyorduk. Yine okuldan öğretmenler sık sık sohbete geliyorlardı.

Devalüasyon döneminde oradaydım! Bir gecede beş yüz küsürlerden, binbezyüz gibi bir rakama ulaştığında dolar herkes durumuna göre ya borcunun katlandığından ya da kâr etme şansını kaçırdığından bahsediyordu. Kazançlı çıkanların sesi çıkmadı hiç. Üç gün önce kendisine ulaştırılan bilgi doğrultusunda hareket etse, mevcudu üçe katlaması muhtemel patronum, etik olmadığı düşüncesiyle bu oyuna girmedi. Bendeki değerini kat kat artırdı.

Bu takdir edilesi davranış kadar, bilginin ona ulaştırılmasının yanlışlığı bu örgüde dikkat çekici!
Anayasa fırlatma mizansenine indirgenen dalgalanma, arkasında saklanan büyük resmin perdesi olarak tekrarlandı senelerce. Gösterilenle aldatılan bizler, mahrem bölgede çevrilen olayları senaryo gereği, göremiyor suçluları masum, kurbanları linç ederek mevzuya bir kürek de biz atıyoruz. Birçoğu devlete rağmen parlatılan kirli tezgahlar, devlet eliyle yapıldığı izlenimi de verir bazen. O gün kur ile halka, ekonomiye, iş gücüne, toplumsal sinerjiye vurulan darbe, bugün fon ile tezgahlanıyor. Tezgahlar hep oldu, olacak.

Yaz boyu, kendi giderlerini karşılaması dışında dükkânın cazibesi yoktu. İşe başladığım ilk yaz dükkânı sürekli açık tuttum. İkinci yaz geldiğinde ayrılmam gerektiği fikri düşüncemde filizlendi.

Patronun radikal kararlar almasına olanak sağlamalıydım. Kendisine daha tatmin edici işler yapacağımı söyleyerek izahatımı yaptım. Karşılıklı memnuniyetsizlik olmadan vedalaştık. Kırtasiyecilik deneyimi yaşamış bir birey olarak başka işlerde, başka sektörlerde çalışmalar yaptım.

Öğrendiğim birkaç dikkat çekici husus hep aklımda kaldı.

– Öğretmenlerin bazıları, toplumu öğrencileri gibi görürler.

– Bilgi sahibi kişiler gizlemek için mütevazi, diğerleri bilgili olduğunu ispat için agresif davranırlar.

Zekeriya YahşiEkim 2026
← Tüm yazılar