İnsanlar yaşam boyu bir şey arar,
birçok şey bulur.
Aradığını bulan olmadı hiç.
Vazgeçeni çok oldu aramaktan.
Aranılanın ismi değişti; gün oldu günlük gereksinim, gün oldu ruhi eksiklik. Erkek kadın aradı, kadın erkek aradı. Tamam olmadığını biliyordu, gidermek istiyordu eksik yanını.
Bazen aşk dediler eksiğin adına, bazen mal mülk. Makam mevki diye tercüme de edildi zaman zaman.
Herkes şüpheli; eksik parçam illaki birinde!
Neden çıkarıp vermiyor?
Ya öteki soru?
Sendeki başkalarının eksiklerinden başlayalım istersen!
Şüphe iyidir hoştur, çoğu zaman boştur!
Asıl kabahat, asıl eksik, kendisi olabilir!
Aranılanların yüküdür göremediği pranga!
Formsuz bir sporcu gibi tereddüt eder insan:
Yapsam mı?
Yok, o yapsın!
Desem mi?
Yok, o desin!
Herkes bir şey bekliyor. Kimi bir söz, kimi bir selam, kimi bir adım. Bekledikçe zaman geçiyor, zaman geçtikçe beklentiler büyüyor. Sonra herkesin kendince haklı sebepleri oluyor, kimsenin haksızlığı kendine görünmüyor. Aşkın gözü kör, âşık oluyor kendine.
Bir selam vermek zor mu?
İlk adımı atmak, değerine değer katar erdemli çevrelerde.
Tamamlanmayı beklemek yerini, tamamlamaya bırakmalı haklı olduğunda.
Bekleme alışkanlığının süresi uzatılmamalı.
Ne kadar az, o kadar öz!
İnsan, kendisinde olmayanı ararken elindekini de kaybedebilir. Bir gün dönüp baktığında, yıllarca aradığı yanı başında, bastığı, ezdiği, horladığı, evin kuytu yerine gizlediği şey olduğunu görebilir. Ama o gün, karşısındaki kullanılmayan beden gücünün uçması misali, cevap verecek güçten, cesaretten, belki de heyecandan vazgeçmiş olabilir.
Ve insan yine sorar:
Nerelerde yanlış yaptım?