Şiir ve düşünce · Şiir

Yorulmak, Yoğrulmak!

Toz pembe vaadi yok gülistan masalının,
Biz hayallerle panjur taktık penceresine,
Yağlı yufka, bal kaymakla çay içtik bahçesinde.
Yükü güzellik olanı,
Lezzeti çağırdık sofraya, bahardı...

Gecelikli dans, pijamalı müzik;
Yazılmamış sahnede konuk, korsan yayına...
Kabus; korku türünde bir gülüş,
Gölgelerin çatlak alkışında, sert pazarlık,
Bir alınan, bir satılan elden ele, alıştım,
Derde düştüm, derdi eştim,
Ateşlenip piştim, bir yudum suyla yatıştım.

Gün oldu eğildim, büküldüm, ağladım,
Dik de durdum, gölgeye sığındım, piyondum,
Kül renkli sabahlar sakladı, sessizce yorganım,
Suskunluğun ucu açılmış, örtü dermanım,
Yaşla yıkanmış yanakları, uzanıp silemedim,
İhmale gelmiş, gün yüzü görmemiş hislerim,
Yüzü güneşe dönmeden, yaşlandı umutsuz,
Her yol karşı cepheye çıkıyor, sebepsiz.

Siyahsın ya da beyaz,
Her hamle, mat kapısında verir molasını,
Adımladıkça piyonlar, çoban gösterir yüzünü,
Demokles'in kılıcı bekler, akıllı bir kurayı;
Vezir, fil, kale derken, Anastasia atını dehler,
Tam teçhizatla uçurumlara...
Soran bir omuz olsa yaslanacak dağ gibi,
Hüngür hüngür ağlayacak Şahın.

Sızlanmadan, kibrit çakıp içinde saklanana,
Toz olup savurmalı sam yelinde tükenmişliği,
Yemeli içmeli günü gün etmeli dostlarla,
Kefenlemeli acıların kokusu çıkmadan,
Dargınlık; bu aymazlık neden?

Sana, dargın da dargın!
Git gör, hangi bahara doğacak güneş;
Umudun ilk modunda, sonbaharda hoş gelir,
Ey beden!
Uğultun var her yerde, silkelen...

Zekeriya YahşiEylül 2026
← Tüm yazılar